yemek filmleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek filmleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2016 Salı

Yanmış mı, çok mu pişmiş?


Sonu hiç gelmeyen “izlenecek filmler” listemde, lezzetli yemeklerin yeri ayrıdır. Söz konusu olan bi “mutfak filmi” oldu mu, hoop diye listenin başına geçiverir. Daha önce buraya, buraya ve buraya izlediğim bazı lezzetli filmlerden birkaçıyla ilgili notlar düşmüştüm. En son izlediğim Burnt’ü de yazmadan geçemeyeceğim. 

Baştan peşin peşin söyleyeyim, ben filmi çok sevdim. Heyecan olarak Whiplash'a çok benzettim aslında. Müzik odası yerine mutfak, müzik öğretmeni ve öğrenciler yerine şef ve mutfak çalışanları, enstürmanlar yerine mutfak aletleri ve bıçaklar var bu filmde. Ve tabii hiç beklenmedik anda "aaaa" dedirten bi sahne... Filmle ilgili tek takıldığım nokta, adının Türkçe'ye “Çok Pişmiş” olarak çevrilmesi. Zira Burnt, İngilizcede net olarak “yanmış” demek.

Heyecanı kaçmasın diye fazlaca detaya girmeden konusunu özetlersem: Yıllar önce aldığı 2 Michelen yıldızının ardından iyice dağıtan, sonra da 1 milyon istiridye temizleme cezasıyla kendini rehabilite edip, 3. yıldız için sahalara geri dönen bir şefin hikayesi. Hem de yakışıklı bi şefin...

Buyrun, bu da fragmanı:


3 Aralık 2014 Çarşamba

Şef'i ararken


Aslında niyetim 2011 yapımı Şeflerin Savaşı filmini izlemekti. Hani şu Jean Reno'nun oynadığı. Gel gör ki, sanal alem karşıma 2014 yapımı Şef'i daha önce çıkarınca, izlenecek filmler listesinde, kendiliğinden küçük bi değişiklik oldu.

Seyrederken zaman hızla aktı geçti... evet, bazı sahneler filmin sonunda karnımı acıktırdı... Latin müziğinden hoşlanan ben için müzikler içimi kıpır kıpır etti -ki bu film için biraz abartılıydı bence- ama yine de samimi olaya çalışırken, hikayeyi çorbaya çevirmiş bi film gibi geldi bana. Hem de içine her sebzeden biraz, her baharattan bir tutam eklenen bi sebze çorbası gibi.

Konu özetle şudur: Filmin esas oğlanı, bi restoranın baş açısıdır. Aslında pişirdiği yemekler çok lezzetlidir ama lokantanın menüsüne bağımlı çalışmaya zorlandıkça, yaratıcılığını kaybetmeye başlar. Önemli bir blog yazarı eleştirmenin yazdığı kötü yazı, bardağı taşıran son damla olur. Carl bu mutfağı bırakır ve eski eşinin yıllardır yapmasını söylediği kamyon yemeği işine girer. Artık kendi işinin patronu ve kamyonunun baş aşçıdır. En büyük yardımcıları da okulu tatile girdiği için onunla şehir şehir dolaşabilen oğlu ile ayrıldığı restorandaki yardımcılarından biri olur. Hikaye, mutlu biten Türk filmleriyle aynı tatta sonlanıyor. Kamyon satışları patlıyor, Carl tüm ülkede meşhur oluyor, oğluyla ilişkileri çok çok iyileşiyor ve hatta onu eleştiren blog yazarı ortaklık bile teklif ediyor.

Konu ilginizi çektiyse, buyrunuz buradan da fragmanını izleyebilirsiniz.

Kafayı boşaltmak istediğiniz bir Cuma akşamı ya da yağmurlu bi hafta sonu gideri vardır.

21 Kasım 2014 Cuma

Bu film çok lezzetli


Cuma akşamları için en iyi programlardan birisi, evde film izlemektir. Hele ki, meteoroloji yağmur uyarısı veriyorsa... Hem de şöyle lezzetli bir film hiç de fena olmaz. Bu konudaki ilk önerim (evet daha sonra da lezzetli filmler önereceğim), ilk fırsatta tekrar izleyeceğim, 2009 yapımı Julie&Julia.

İki gerçek hikayeden yola çıkan film, farklı zamanlarda yaşayan ama kendi zamanlarında benzer mücadeler vermiş iki kadının hikayesini anlatıyor. Bu iki kadın, zaman ve mekan olarak ayrı olsalar da, tutku ve biraz cesaretle her şeyin başarılabileceğini gösteriyor. Tutkuları ise yemek pişirmek.

Başrol oyuncuları Meryl Streep ve Amy Adams. Konunun merkezinde yemekler var. E daha ne olsun? Alın çayınızı-kahvenizi elinize, bugün 123 dakikanızı bu filme ayırın. Eğer bu satırları okuyacak kadar mutfakla ve yemeklerle ilgiliyseniz, pişman olmayacaksınız demektir. 

Hala kararsızsanız, buradaki fragman size yardımcı olur belki...