20 Nisan 2020 Pazartesi

Fırında Taze Patates

Çay, şeker (çok az kullansak da), un, sıvıyağ... Benim kilerimin yedekli malzemeleri bunlar. Yani bir paketin dibini görmeden yenisini alırım mutlaka. Üç de sebze var bu listemde: Patates, soğan ve sarımsak. Çünkü lezzetli bir tencere yemeğinin olmazsa olmazı soğan benim için. E soğanın girdiği her yemeğe de sarmısak lazım. Patatesin ise özel bir yeri var. Her ne kadar soğan ve sarımsak kadar elzem olmasa da, mutlaka bulunmalı patates sepetimde. Çünkü bir sabah, kahvaltı için aniden haşlaması düşebilir aklıma. Ya da kızım akordeon patates isteyebilir. Buzlukta hazır bekleyen acil durum kurtarıcısı köftelerimin yanına fırında patates yapmam gerekebilir. Patates oturtması ve patates sulusu da favori yemeklerimdendir bu arada.

Şu sıralar her sebze alışverişinde eve giren patates ise mini mini taze patatesler. Evde hepimiz bayılıyoruz fırında taze patatese. Hele pişerken eve yayılan kokusu yok mu!

Tarifin özü, taze patatesleri zeytinyağı, sarımsak ve istediğin baharatlarla harmanlayıp, fırına vermek. Ama birkaç püf noktası, tarifin lezzetini çok daha üste çıkarıyor.

Bir de bir süre önce keşfettiğim ama deneme fırsatını anca şu corona günlerinde bulduğum Kuru Kuru Turuncu baharat karışımı var ki... Anlatılmaz tadılır.

O zaman buyrun tarife ve püf noktalarına


FIRINDA TAZE PATATES
4 kişilik

750 gr - 1 kilo taze patates (küçük boy)
Zeytinyağı
Sarımsak
İstenilen baharatlar
-ya da Kuru Kuru Turuncu Baharat Karışımı-
Sirke

* Patatesleri iyice yıkayıp, kabuklarını temizleyin (soymayın).

* Bir tencereye alıp, hafif yumuşayana kadar, yaklaşık 5 dak. haşlayın.

* Patatesleri süzüp, ilk sıcağı gidene kadar biraz bekleyin. Sonra bir fırın kabına alın.

* Üstlerine zeytinyağı gezdirip, istediğiniz baharatları serpin. Patateslerin arasına soyulmuş sarımsak dişlerini de koyup, karıştırarak yağ  ve baharatlara bulayın.

* Kabın üzerini tercihinize göre alüminyum folyo veya yağlı kağıt ile kaplayıp, önceden ısıtılmış 180-200 derece fırına yerleştirin. Patatesler yumuşayana kadar, yaklaşık 30 dak. pişirin.

* Kabı fırından alıp, üzerini açın. Bir bardak altıyla patateslere hafifçe bastırarak, yassılaştırın. (fazla ezmemeye dikkat edin) Patateslere biraz (1 çorba kaşığı kadar) sirke serpip, karıştırın ve üstü açık olarak tekrar fırına verin.

* Patatesler hafif kızarana kadar, yaklaşık 15 dak. daha pişirin. Sıcak servis yapın.

Not: Patatesleri mümkün olduğunca aynı büyüklükte seçmeye dikkat edin. Böylece pişme süreleri eşit olacaktır.

Not: Malzemeleri yazarken baharatların isimlerini ve miktarını belirtmedim, çünkü damak tadınıza göre arzu ettiğiniz baharatları istediğiniz kadar kullanabilirsiniz. Ben 2 dolu tatlı kaşığı kadar Kuru Guru Turuncu - Sebze Çeşnisi kullanıyorum. Bu karışımın içinde kuru sarımsak, soğan, kekik, pul biber, toz kırmızı biber, renkli biber, kereviz, zerdeçal ve tuz var.

Not: Eğer taze kekik, taze biberiye gibi baharatlar kullanacaksanız, yanmamaları için bunları, patatesleri fırından çıkardıktan sonra serpiştirin.

Not: Zeytinyağı için de miktar yazmadım ama elinizi korkak alıştırmayın derim :)

Not: Sirke için elinizde olan herhangi bir sirkeyi kullanabilirsiniz. Bu adımı atlamayın çünkü patatesinizin gevrekliğinde etkisi olacak. Ayrıca merak etmeyin, patatesler sirke kokmuyor.


12 Nisan 2020 Pazar

Kefirli Mayasız Bazlama

"Korona virüsü bir yiyecekle eşleştir" deseler herkesin ortak cevabı "ekmek" olur sanırım. Önce mayalar bitti markette, kilolarca un taşındı evlere... Sonra instagramda boy boy, çeşit çeşit ekmek fotoğrafları paylaşılmaya başlandı... Ve bir gece ansızın açıklanan sokağa çıkma yasağının ardından, son iki saatte fırınlarda uzunnn ekmek kuyrukları oluştu!

Bizim evde sabah kahvaltılarının dışında ekmek yenmiyor pek. Mahalle fırınından aldığımız büyük boy bir ekmeği dilimletip, buzdolabına koyduk mu, bir hafta kadar ekmek düşünmüyoruz bir daha. Sabahları ısıtıp, yiyoruz. Bu nedenle bizim evin en önemli, emekçi beyaz eşyalarından birisi tost makinamız!

Ekmekle olan bu ilişkimizin dışında, benim hamurla aram pek iyi değil. Yanlış anlaşılmasın, hamur işlerini yemekten bahsetmiyorum. İçinde "hamuru yoğurun" lafı geçen tarifleri yapmaktan bahsediyorum. Belki bugüne kadar hamura pek elimi sokmadığımdan, açıkçası korkuyorum da biraz bu tariflerden. "Aldığı kadar un", "kulak memesi" lafları beni benden alıyor! 

Hal böyle olunca, bu karantina günlerinde de ekmekle pek ilgilenmedim. Yalan yok, fırından yeni çıkmış ekmeklerin fotoğraflarını gördükçe canım çekmiyor değil... sadece bu istek henüz beni ekmek yapmayı deneme konusunda cesaretlendirecek kadar çok değil. Ama bu sabah hamurla arkadaş olmaya karar verdim. "Ekmek yapamıyorsam bazlama da mı yapmayayım?" dedim kendi kendime ve koyuldum işe. 

Önce netteki birkaç bazlama tarifine göz attım. Sonra herhalde içindeki kefir beni cezbettiğinden Söke Un'un sayfasındaki bu tarifte karar kaldım. Hamurla ilişkimiz yeni yeni başladığından da verilen tarifteki ölçüleri yarı yarıya azalttım. Baştan korkutmayalım birbirimizi değil mi?



KEFİRLİ MAYASIZ BAZLAMA
8 adet

1/2 su bardağı yoğurt
1/2 su bardağı kefir
1 küçük boy yumurta
1 çay kaşığı tuz
1/2 paket kabartma tozu (5 gr)
1 çay kaşığı karbonat
Aldığı kadar un (yaklaşık 3 bardak)

* Yoğurt, kefir ve yumurtayı derin bir kapta karıştırın. 

* 1 bardak unla beraber, tuz, kabartma tozu ve karbonatı eleyerek ilave edin ve karıştırın. 

* Yavaş yavaş un eklemeye devam ederek, ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edin ve iyice yoğurun. 

* Hamuru 8 parçaya bölüp, her bir bezeyi elinizde yuvarlayın. Un serpiştirilmiş bir tepsiye dizip, üzerine temiz bir mutfak havlusu örtün. Oda sıcaklığında yarım saat dinlendirin. 

* Tezgahınızı hafifçe unlayıp, merdane yardımı ile bezeleri küçük pasta tabağı büyüklüğünde açın (yaklaşık 15 cm)

* Tavanızı iyice ısıtıp, açtığınız hamurları yerleştirin. Tavanın kapağını kapatın. Dışı kabuk tutana kadar önce yüksek ateşte, sonra içinin pişmesi için kısık ateşte, her iki yüzünü de kızarana kadar pişirin. 

* Yumuşamaları için, tavadan aldığınız bazlamalarınızın her iki yüzüne tereyağı sürün. 


10 Nisan 2020 Cuma

Bulut Gibi Havuçlu Muffin

Nice zamandır aklımdaydı havuçlu kek yapmak. Bir ara ne sık yapardım oysa! Nedense sonra uzunnn bi ara verdim...

İşte tam da havuçlu kek diye diye ortalıkta dolaşırken, instagramda yeni takip etmeye başladığım @jarlovein’in tarifi düştü önüme. @uğurluahmet’ten öğrendiği tarifi 290 ml’lik güzel kavanozlarda pişirmiş o. Ben elimdeki büyük boy kağıt muffin kalıplarını kullandım. Ama onun dışında, paylaştığı tarife gramı gramına uydum. 5 tane büyük muffin çıktı bu ölçüden.

Şunu söyleyebilirim ki, bu havuçlu kek bulut gibi. İçi hafif nemli ve yumuşacık. Yani tam benlik. Ama sanırım tarçın miktarını biraz arttıracağım gelecek seferlerde...

Paylaşım için teşekkürler @jarlovein  Birilerinin evinin mis gibi tarçın kokmasına vesile olmak için, ben de paylaşıyorum tarifi. 



HAVUÇLU MUFFİN
5 büyük boy

125 gr ince rendelenmiş havuç
125 gr un
65 ml sıvıyağ
1 adet yumurta
100 gr tozşeker
10 gr kabartma tozu
40 gr iri kırıklanmış ceviz
2 gr tarçın


* Yumurta ve şekeri bir çırpma kabına alıp, yüksek devirli mikserle, şeker eriyip yumurta iyice kabarana kadar çırpın. (Şekerin kolay erimesi için bu aşamada 1-2 çorba kaşığı su ekleyebilirsiniz)

* Mikserin hızını düşürüp, yavaş yavaş sıvıyağı ekleyin ve karıştırın.

* Havuçları ekleyip, kaşıkla karıştırın ve 5 dak. dinlendirin.

* Un, kabartma tozu ve tarçını eleyerek ekleyin. Ve bir spatula yardımıyla, alttan üste katlayarak karıştırın.

* Son olarak cevizleri ekleyip, bir kez daha karıştırın.

* Karışımı muffin kalıplarına paylaştırıp, önceden ısıtılmış 175 derece fırında, ortasına batırdığınız kürdan temiz çıkana kadar, yaklaşık 20 dak.pişirin.

* Fırından çıkardığınız kekleri bir tel üzerine alıp, soğuyana kadar dinlendirin.

22 Mayıs 2018 Salı

Ev Yapımı Lahmacun

Bugüne kadar içinde "hamuru yoğurun" lafı geçen tüm tarifleri hızla pas geçen ben, evde lahmacun yaptım! Üstelik sadece iç malzemesini hazırlamakla kalmadım, hamurunu da yoğurup, açtım. Sene başından bu yana devam ettiğim "aşçı çıraklığı" kursunun meyvesi bu lahmacun. Aslı Hocam önce "korkma" dedi, sonra da elim alışsın diye kurstaki tüm hamurları bana hazırlattı. Ben de nihayet evde bi cesaretle karıştırdım unu, suyu.

Aslı Hoca'nın Lahmacun tarifini gramı gramına uyguladım. İlk denemeyi fırında, ikinci denemeyi tavada pişirdim. Evdekilerden tam not aldığına göre, oldu sanırım. İşte benim notlarımla birlikte Aslı Hoca'nın ev yapımı lahmacun tarifi.


LAHMACUN
9 adet (yaklaşık 26 cm çapında)

330 gr un
1 çay kaşığı instant maya
1,5 çay kaşığı tuz
200 ml su
1 yemek kaşığı sıvıyağ

350 gr kıyma
1 büyük soğan
3-4 diş sarımsak
1/2 demet maydanoz
2 adet domates
1 adet dolmalık biber
1 yemek kaşığı biber salçası
1 yemek kaşığı domates salçası
1 tatlı kaşığı toz kırmızıbiber
1 tatlı kaşığı pul kırmızıbiber
1 çay kaşığı kimyon
1 tatlı kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber

* Hamur malzemelerini karıştırıp, yoğurarak, kulak memesi kıvamında bir hamur elde edin. Temiz bir kabın içine alıp, üzerini örterek 35-40 dakika dinlendirin.

* Kıyma hariç tüm iç malzemesini bir mutfak robotuna koyup, çekerek karıştırın.

* Hamuru un serptiğiniz bir tezgaha alıp, 8 eşit parçaya bölün. Her bir parçayı, merdane ile incecik açın.

* İç harcını hamurların üzerine yayın. Önceden 200 derecede ısıtılmış fırında veya ağzı kapaklı olarak, orta ateşte tavada pişirin.

Not 1: İç harcını hazırlarken, malzemeleri incecik doğrayabilirsiniz de. Ancak robottan geçirmek hem çok pratik oluyor hem de harcın hafif sulu olmasını sağlıyor. Bu sulu kıvam da lahmacunun kuru olmasını önlüyor.

Not 2: Tadı daha keskin olduğu için dolmalık biber kullanılıyor ama eğer evde yoksa sivribiber, çarliston biber veya köy biberi de kullanabilirsiniz.

Not 3: Hamurları açarken, tezgahınızı sık sık unlamayı ihmal etmeyin. Böylece hamurun tezgaha yapışmasını önlemiş olursunuz. Benim gibi hamura tam yuvarlak şekli vermekte zorlanıyorsanız, açtığınız hamuru yuvarlak bir tencere kapağıyla kesebilirsiniz. Böylece 8 hamur parçasını açıp kestikten sonra artan parçaları bir araya getirip, tekrar yoğurup açarak 9. lahmacunu hazırlayabileceksiniz.

Not 4: Lahmacunlarınızı fırında pişirecekseniz tepsiye yağlı kağıt yaymanızı tavsiye ederim. Ama tavada pişirmek hem daha kolay, hem daha hızlı. Üstelik tavada pişen lahmacun daha yumuşak oluyor.

Not 5: Ancak tavada pişirirken dikkat etmeniz gereken birkaç püf noktası var: Hamurunuzu tavanıza uygun büyüklükte açtıktan sonra tavanın tabanına yerleştirin ve iç malzemesini hamur tavadayken yayın. Tavayı orta ateşe yerleştirip, kapak kapatın. Ama özellikle cam kapak kullanacaksanız, kapakta oluşan buharı arada temiz bir bez ya da kağıt havluyla silin. Böylece kapaktaki su damlacıklarının lahmacuna damlamasını önlemiş olacaksınız. Kıymanız fokurdayarak pişip, hamurunuzun altı kızardığında lahmacununuz pişmiş demektir.

Not 7: Pişen lahmacunları ters yüz olacak şekilde üstüste bir tencereye alıp, ağzını kapatarak -ve gerekirse tencereyi mum ışığında ateşe yerleştirerek- servise kadar sıcak muhafaza edebilirsiniz.

Not 8: Lahmacunun servisi için sevdiğiniz yeşillikleri incecik kıyabilir ve sumaklı soğan piyazı hazırlayabilirsiniz. Domates, soğan ve salatalığı çok minik doğrayarak hazırlayacağınız Kaşık Salatası da Lahmacunun yanına çok yakışıyor.

21 Mart 2018 Çarşamba

Sütlaç ne güzel bi tatlıymış meğer!

Sütlaca karşı olan 41 yıllık olumsuz tutumumun önyargıyla hiçbir alakası yoktu. Evet zaman zaman "tatlı pilav gibi bir şey herhalde?" dediğim doğru ama denemeyi bile reddetmemin asıl sebebi, talihsiz tanışmamızdı...

16 yaşımdayım. Net olarak hatırlıyorum çünkü lise son sınıftayım, üniversite sınavına hazırlanıyorum ve bu nedenle haftasonları dershaneye gidiyorum. O Cumartesi yine dershane için evden çıkarken annem sıkı sıkı tembihledi. Çıkışta, adresini tarif ettiği akraba evine gidip, birkaç gündür orada kalan babaannemi alacağım. "Unutma sakın!" diye hatırlatma üstüne hatırlatma... Malum daha cep telefonları yok ortalarda. Kafada günün yorgunluğu, sırtta test kitaplarının ağırlığı ağır adımlarla koyuldum yola çıkışta.

Kadıköy'ün eski apartmanlarından biri olduğunu hatırlıyorum... en üst kata ulaşmak için apartmanın loş merdivenlerinden çıkarken genzime nem kokusunun dolduğunu. Zili çalar çalmaz, yaşlı evsahibi hanım açtı kapıyı. Ben bir an önce babaannemi de alıp evin yolunu tutma derdindeyim, hanımsa beni içeri sokma. Kapıdakinin ben olduğunu anlayınca, içerden "gel biraz kızım" diye seslenen babaannemin uyarısıyla, çıkardım ayakkabıları. Odaya girip, iliştim koltuğun kenarına. Çantam kucağımda, "hemen kalkalım" mesajı veriyorum kendimce.

Klasik "kaça gidiyorsun, sınavlar zor mu?" sorularını yanıtladıktan hemen sonra evsahibi odadan çıkınca bu kez ben bakışımla uyardım babannemi "hadi" diye. Ama daha o kalkamadan, elinde sütlaç kasesiyle odaya dönen yaşlı akrabaya yakalandım. "Yeni pişirdim, ye" diye ısrar ediyor ama ben sütlacın tadını hiç bilmiyorum ki! Üstelik o loş ve kokulu evde bir şey yemek de istemiyorum! Ben teşekkür edip, nazikçe geri çevirdikçe o ısrar ediyor... ve ben daha ne olduğunu anlamadan, bir dolu kaşık sütlaç hooppp ağzımın içinde. İşte o andan sonraki birkaç saniye geçmek bilmedi. Pirinçler ağzımda büyüdükçe büyüdü... Hani bir fırsatını bulabilsem çıkaracağım ağzımdan... ama çaresiz ben de kaydırıverdim boğazımdan aşağıya...

Aslında tadı nasıldı hatırlamıyorum bile. Belki çok güzeldi. Ama ben istemediğim bir şeyi yemiş olmanın nahoş tecrübesiyle o günden bu güne bir kez bile sütlaç yemedim. Hatta Hamsiköy'de bile!

Ve bu olaydan 25 sene sonra, gittiğim yemek kursunda, geçen haftalarda öğretmenimiz "bugün tatlı olarak sütlaç" yapacağız dedi. Hiç tereddütsüz "ben sütlaç yemem!" dedim. Ama iyi bir öğrenci olarak tarifini defterime yazdım, yapım aşamalarını da adım adım takip ettim. Sonunda biraz merakıma, birazdan fırından gelen güzel kokuya yenik düşüp, tadına da baktım. Ve.... koca bir kase sütlacı dibini bulana kadar afiyetle yedim. Sütlaç ne güzel bi tatlıymış meğer!

O dersten sonra, her hafta yoğurt mayalamak için aldığım 5 kilo sütün 1 kilosunu hemen sütlaç yapıyorum. Kendi damak zevkime göre, öğretmenimizin verdiği tarifte birkaç ufak değişiklik yaptım. Son denemem ev halkından ve komşulardan tam not aldığına göre, buraya da not düşebilirim artık.


FIRIN SÜTLAÇ
10-12 kase

125 gr pirinç (1 su bardağından bir parmak eksik)
2 su bardağı su
1100 ml süt (1 kilo + yarım su bardağı)
250 gr tozşeker (1 buçuk su bardağı)
1 paket vanilya
1 parça damla sakızı
Fındık (serviste üzeri için, ince dövülmüş)

* Pirinci bir tencereye alıp, üzerine suyu ekleyin. Su kaynamaya başlayınca ateşi kısın. Ara ara pirinci kaşığın tersiyle ezer gibi karıştırarak, pirinç suyu çekene kadar haşlayın.

* Haşlanan pirinçlere sütü ilave edin.

* Süt kaynamaya başlayınca, şekeri ekleyip, şeker eriyene kadar karıştırın. Damla sakızını da ekleyip, orta ateşte, 15 dakika kaynatın.

* Vanilyayı serpip, iyice karışana kadar karıştırın. Bir-iki taşım daha kaynatıp, ateşten alın.

* Bir kepçe yardımıyla sütlacı porsiyonluk fırın kaplarına paylaştırın ve kapları fırın tepsisine yerleştirin. Tepsinin içine, kapların yarısına gelecek kadar soğuk su doldurup, önceden 180 derecede ısıtılmış fırının en üst rafına yerleştirin.

* Sütlaçların üstü iyice kızarana kadar fırında tutun. Bu aşamada fırının yakınlarından ayrılmayıp, sürekli takipte olmanızda fayda var.

* Fırından çıkardıktan sonra üzerine fındık serpip, ılık veya soğuk servis edin.

Not 1: Pirincin nişastası muhallebiye kıvam vereceğinden, yıkamadan kullanın.

Not 2: Sütlacı porsiyonluk kaplara paylaştırırken, pirinçleri eşit olarak dağıtmaya dikkat edin.

Not 3: Servis için fındık yerine ağız tadınıza uygun olarak ceviz, tarçın gibi lezzetler de kullanabilir ya da fırından çıktığı gibi sade haliyle de sunabilirsiniz. Eğer damla sakızından hoşlanmıyorsanız, tariften çıkarın gitsin.

Not 4: Eğer sütlacı çok kıvamlı seviyorsanız, ateşten almadan önce, 1-2 kaşık nişastayı soğuk suyla açıp, sütlaca ilave edebilirsiniz. Ancak fırından çıkan sütlacın soğudukça katılaştığını unutmayın! Eğer nişastayı fazla kaçırırsanız sütlacınız gerçekten pilava dönebilir.

Not 5: Pişirme kabı olarak güveç, sufle kabı ya da porselen kase gibi fırın ısısına dayanıklı herhangi bir malzeme seçebilirsiniz. İçi su dolu tepsiye yerleştirdiğiniz için, porselen kasede de sorunsuz pişiyor.

10 Şubat 2018 Cumartesi

Fırında Kış Sebzeleri

Evliliğimin -dolayısıyla mutfakta patronluğumun- 18. yılını geride bırakmama rağmen, bugüne kadar hiç yer elması pişirmediğimi fark ettim geçenlerde. Belki de anne evimde de hiç yemediğimden? En klasik haliyle, zeytinyağlısını pişirmek üzere, tatil dönüşü uğradığımız Ege pazarında, yarım kilo kadar atıverdim havuç torbasının içine.

Araya zeytinyağlı kereviz falan girince bir hafta kadar dolapta kaldılar. En sonunda dün, pazardan aldığım taze sebzeleri dolaba yerleştirirken, yer elmalarını dolaptan tezgahın üstüne taşıdım. Tam zeytinyağını tencereye akıtacaktım ki, "dur internette hızlı bi yer elması turu yapayım" dedim ve karşıma çıkan ilk tarif, yemek.com'daki Fırında Yer Elması oldu.

Bu tarifi okur okumaz, tencerenin altını kapatıp, fırının düğmesini çevirdim. İyice yıkadığım yer elmalarına, aynı büyüklükte doğradığım patateslerle havuçları da ekledim. Oldu benim tarif ""Fırında Kış Sebzeleri. Hem de ne iyi oldu!



FIRINDA KIŞ SEBZELERİ
4-6 KİŞİLİK

500 gr yer elması
2 büyük boy patates
1 büyük boy havuç
3-4 diş sarımsak (dövülmüş)
5-6 kaşık zeytinyağı
Tuz, karabiber (taze çekilmiş)
Kekik

* Zeytinyağı, sarımsak ve baharatları derince bir kapta karıştırın.

* Yer almalarını iyice yıkayın. Küçükleri olduğu gibi bırakın ve büyükleri ikiye kesin.

* Patateslerin kabuklarını soyun. Patatesleri ve havucu da yer elmalarının büyüklüğünde doğrayın.

* Tüm sebzeleri hazırladığınız zeytinyağının içine alıp, hepsi bu sosa iyice bulanana kadar karıştırın (bu aşamada en iyi karıştırıcı elleriniz olacaktır)

* Sebzeleri, yağlı kağıt serilmiş bir fırın kabına ya da tepsiye dökün (bu aşamada sosun tamamını almaya dikkat edin)

* Önceden ısıtılmış 180-200 derece fırında, yaklaşık 45 dakika-1 saat pişirin. Pişme süresinin ortasında sebzeleri bir kaşıkla karıştırarak, her taraflarının pişmesini sağlayabilirsiniz.

Not 1: Yer elmalarını benim gibi kabuklarıyla kullanacaksanız, iyice yıkamaya dikkat edin!

Not 2: Bu tarife istediğiniz kış sebzelerini ekleyebilirsiniz. Ancak kullandığınız sebzelerin pişme sürelerine dikkat edin. Pişme süreleri birbirinden çok farklı sebzeleri birarada kullanırsanız, bazı sebzeleriniz az pişerken bazıları da gereğinden fazla pişmiş olacaktır.

Not 3: Pişme süresi birbirine yakın sebzeleri eşit büyüklükte doğramaya dikkat etmek de, hepsinin aynı zamanda ve eşit derecede pişmesi için önemli.

Not 4: Sosa da sevdiğiniz başka baharatları ekleyebilirsiniz. Bence tuz, karabiber ve kekik olmazsa olmazlar. Tabii sarımsak da. Yemek pişerken sarımsağın eve yayılan kokusu bile baştan çıkarıcı.

Not 5: Yemeğin enfes sosuna bandırmak için, pişme süresinin son dönemlerinde fırına birkaç dilim ekmek de atabilirsiniz.


6 Kasım 2017 Pazartesi

Fırında Pırasa Mücveri

Aslında Bayan Taşdibi’nin bu tarifini, ilk kez birkaç hafta önce denemiştim. O kadar güzel oldu ki, fotoğrafını çekemeden koca tepsiyi hüpletiverdik. O yüzden, bu kez işimi garantiye alıp, servis etmeden önce iki dilimi ayırıp, hemen fotoğrafladım.

Maalesef pırasa bizim evde sevilen bir sebze değil. Eşim mırın kırın ederek birkaç çatal yemeyi kabul etse de, kızım denemeye bile yanaşmıyor! Hal böyle olunca, ben de pazarda pırasa tezgahlarını genelde es geçiyordum... Daha doğrusu 2 hafta öncesine kadar es geçiyordum. Bu tariften sonra pazarda kışın kendi ektiği pırasaları satan dedenin tezgahına uğramadan duramıyorum.

Bayan Taşdibi bu tarife, herhalde yapılış şekli nedeniyle Fırında Pırasa Mücveri demiş ama görüntüsüne göre isim verecek olsam ben Hamursuz Pırasa Böreği derdim. Zaten ilk denememde, “akşama ne yemek var?” diye soran kızıma “börek” dedim. Sonra da “bil bakalım içinde ne var?” oyunu oynadık. Pırasa dışında onlarca malzeme saydı. Hatta yufka bile dedi... Bu oyun devam ederken de yanında ayranla iki dilimi afiyetle mideye indirdi. Sonunda pırasayı duyunca yüzü biraz buruştu ama “güzelmiş” demekten de geri kalmadı.

Pırasa yemeyenlere güzel bir alternatif olan bu tarifi, bir bardak ayranla ana öğünlerde yiyebilir, çayın yanında misafire de ikram edebilirsiniz. Hatta küçük bir dilimi, bir akşam davetinde et yemeğinin yanında garnitür ya da başlangıç yemeği olarak bile sunulabilir.

Şimdi sırada aynı tarifin kabaklısını denemek var. Bayan Taşdibi de öyle yapmış!



FIRINDA PIRASA MÜCVERİ
16 DİLİM

1 kg pırasa (ince halka doğranmış)
5-6 sap taze soğan (ince doğranmış)
Yarım demet nane (yapraklanmış, ince doğranmış)
Yarım demet dereotu (yapraklanmış, ince doğranmış)
4 yumurta
Yarım çay bardağı zeytinyağı
1,5 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
200 gr beyaz peynir rendesi
Çörekotu ve susam (üzeri için)
Tuz, karabiber (taze çekilmiş)

* Pırasaları bir tencereye alıp, tencerenin kapağını kapatın. Orta ateşte ve ara ara karıştırarak, yumuşayıncaya kadar pırasaları kendi suyunda pişirin.

* Pırasaları bir kaba alıp, ılınıncaya kadar bekleyin. Çörekotu ve susam hariç kalan tüm malzemeyi pırasaya ekleyip, iyice karıştırın. Böylece dökülecek kıvamda bir harç elde etmiş olacaksınız.

* Küçük boy fırın tepsisine yağlı kağıt serin. Hazırladığınız harcı bir kaşık yardımıyla tepsiye boşaltın.

* Harcın her yeri aynı kalınlıkta olacak şekilde tepsiye yayın. Üzerine çörekotu ve susam serpin.

* Önceden ısıtılmış 175 derece fırında, üstü kızarana kadar, yaklaşık yarım saat pişirin.

* Tepsiyi fırından çıkarıp, hafif ılınıncaya kadar dinlendirin. Dilimleyerek servis yapın.

Not 1: Beyaz peynir yerine evde kalmış çeşitli peynir kırıklarını ya da kaşar loru da kullanabilirsiniz.

Not 2: Tuz miktarını kullandığınız peynirin tuz oranına göre ayarlamaya dikkat edin.

Not 3: Eğer glutensiz besleniyorsanız, orijinal tarifteki gibi nohut unu ya da karabuğday unu gibi farklı unlar kullanabilirsiniz.

Tarifin orijinaline Taşdibi Fırın’ın instagram hesabından, buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.