19 Ekim 2014 Pazar

16. yılın şerefine Brownie! Hem de en çikolatalısından

Hayat arkadaşınla damak zevkleriniz uymuyorsa, durum biraz keyifsiz olabilir herhalde? Ve biraz zorlu! Zaman zaman -genelde de tencerenin dibinde bolca soğanı kavururken ya da mezelere diş diş sarımsak eklerken- düşünürüm mesela ben, ya eşim soğan-sarımsak yemese bizim evde durum nasıl olurdu diye? Sonra düşüncesi bile kötü geldiğinden hemen def ederim aklımdan bunları... Neyse ki, soğanı-sarımsağı en az benim kadar seven, peynirin her çeşidine ve çikolatanın bitter'ine benim kadar tutkun bi hayat arkadaşım var... Beslenme alışkanlıklarında ortam kadar, genetik geçiş de etkili olmalı ki, kızımızda da durum farklı değil...

Hal böyle olunca, imza attıktan sonra birlikte geride bırakılan 15 yılın ve başlayan 16. yılın şerefine, hepimize hediye olarak, çikolatalı bir şeyler yapmaya karar verdim. Aklımdaki zili ilk çalan brownie oldu. Başladım sanal alemde gezinmeye. Birçok brownie tarifi okudum ve sonunda Kitchen in Red'in Yoğun Çikolatalı Brownie'sini yapmaya karar verdim.

Mutfak tartımı tezgahın üzerine koyup, tam da verilen ölçülere göre hazırladım tarifi. Sonuç bizim için tam anlamıyla şahaneydi! Bu brownie'yi üçümüz de o kadar çok sevdik ki, bundan böyle bizim evde sık sık pişeceğe benzer.


Yoğun Çikolatalı Brownie
9 dilim

90 gr tuzsuz tereyağı
160 gr bitter çikolata (parçalanmış)
28 gr kakao
94 gr un
1/2 çay kaşığı kabartma tozu
1/2 çay kaşığı tuz
1 paket vanilya
200 gr toz şeker
2 yumurta (büyükçe)

* 20x20 cm boyutlarında kare bir fırın kabını yağlayıp, içini yağlı kağıtla kaplayın.

* Tereyağı, çikolata ve kakaoyu, benmari usulüyle eritip, ılınmaya bırakın.

* Un, kabartma tozu, vanilya ve tuzu bir kaba eleyin.

* Yumurta ve toz şekeri, derince bir kapta 4 dakika mikserle çırpın.

* Üzerine ılınmış çikolata karışımını ekleyip, homojenize karışana kadar, orta devirli mikserle çırpmaya devam edin.

* Un karışımını ekleyip, orta devirli mikserle, karışım eşit oranda karışana kadar çırpmaya devam edin. Ara ara, mikseri durdurarak kabın yanına bulaşan ve dibindeki karışımı da sıyırın.

* Karışımı daha önce hazırladığınız fırın kabına döküp, üzerini bir spatula veya kaşık yardımıyla düzeltin. Kabı birkaç kez mutfak tezgahına vurarak, hamurun kaba eşit yayılmasını sağlayın.

* Önceden ısıtılmış 175 derece fırında, yaklaşık 35 dakika pişirin. Kürdan  batırdığınızda, diğer keklerde olduğu gibi tertemiz çıkmamalı. Hafif kırıntı bırakıyorsa olmuş demektir.

* Fırında çıkardıktan sonra 15 dakika dinlendirin. Yağlı kağıt ile birlikte bir tepsiye alıp, iyice soğumasını bekleyin. Dilimleyerek servis yapın.

Tarifin orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

16 Ekim 2014 Perşembe

Heybeli'nin tatlı sürprizi: Ev'den

Heybeliada’da yaz-kış 3 yıl oturduğumu bilenler, duyanlar hemen sorar “adada yaşamak nasıl bir şey?” diye… Havamdaysam uzun uzun anlatırım, bazen de geçiştiririm. Ama özetle durum şudur ki, farklıdır adada yaşamak. Kimi zaman zorlayıcı, kimi zaman eğlenceli ama illa ki farklı.

Boşalan vapura doğru baktığınızda hemen anlarsınız kimin “adalı”, kimin turist olduğunu. Adalılar hızla gideceği yere ilerlerken, turistler daha iskelede uzun uzun etraflarını seyre dalar. Sonrasında piknikçiler ekmek, içecek almak için çarşıya yönelir, denizciler de plajlara. Gün boyunca yenilir, içilir, denize girilir ve koşa koşa akşam vapuruna yetişilir.

Oysa, adaların ruhu ara sokaklardadır. Üstelik hiç ummadığınız sürprizler de karşılayabilir sizi bu sokaklarda.


Heybeli’nin sürprizlerinden birisi de çarşının devamından çıkılan bir üst sokak olan İşgüzar’dadır. Bahsettiğim sürprizin adı Ev’den". Aslında bir reçel dükkanı burası. Eğer klasikseverlerdenseniz burası sizin için çok uygun olmayabilir ama yeni tatlar denemekten hoşlanıyorsanız, doğru adrestesiniz demektir.

Yeni tatlardan kastım, bu küçük dükkan dışında başka yerde bulamayacaklarınız. Mesela mimoza reçeli… Acıbiber reçeli... Bodrum mandalinası reçeli... Kuruyemişli incir reçeli... Bunları başka bir yerde bulamayacağınıza eminim, çünkü tamamının formülü, dükkanın sahibi Emine Hanım’a ait.

O hangi lezzetlerin reçele yakışabileceğini ve hangilerini reçel kavanozunda bir araya getirebileceğini düşünüp, öyle koyuluyor işe. Önce malzemeleri temin ediyor en güzel pazarlardan veya doğanın kucağından. Ardından geçiyor evindeki ocağının başına. Önce reçellerini kaynatıyor, sonra balkonundaki masasında ada güneşiyle buluşturuyor ve ardından kavanozluyor. Sonra doldurduğu gibi kavanozları pazar arabasına, getirip diziyor bu küçük dükkanının raflarına.


Evden’de bulabileceğiniz ana lezzet reçel ama bununla sınırlı değil çeşitler. Yine Emine Hanım’ın mutfağından çıkan ev eriştesi, turşular, likörler ve hatta kurabiyeler de raflardaki yerini alıyor hazır oldukça.

Yolunuz düştüğünde dükkan kapalıysa eğer, kapıda yazılı telefon numarasını aramaya çekinmeyin. Notta da yazdığı gibi, kısa sürede gelecektir Emine Hanım. Dükkan kapalı olduğuna göre ya evinde reçel kaynatıyordur, ya hamur açıyordur ya da turşu kuruyordur…


Unutmayın, lezzetli sürprizleri bulmak için biraz keşfe çıkmak gerek!

Not: Bu yazı ilk olarak yemek.com sitesinde yayınlanmıştır.

Bir sen misin perişannnn...

Bilgisayarınızın başına oturmuş akıllı uslu çalışırken, burnunuza birden kurabiye kokusu getiren ve işi gücü bıraktırıp sizi mutfağa sokan şey nedir?

A) Bulutlu sonbahar havası
B) Okuldan eve gelecek aç çocuk
C) Akşama çayın yanına ne yesek düşüncesi
D) Uzun zamandır kurabiye yapmamış olmak
E) Hepsi

Ben hiç düşünmeden E şıkkını işaretleyince bir anda mutfakta buldum kendimi. Kafamı hızlıca kilere uzatıp malzemelere baktım. Şeker, un, yumurta var... Gerisine bakmadan, bu kez kurabiye tarifi bulmak için yeniden geldim bilgisayarın başına.

Aklıma ilk şu şekilsiz kurabiyeler geldi. Aslında elimde arkadaşımın çok da sevdiğim bir tarifi vardı ama onun listesi biraz uzun olduğundan daha basit bi şeyler aramak istedim. Google'un arama çubuğuna şekilsiz kurabiye yazınca onlarca tarif sıralanıverdi önümde. Birkaçına göz attım... Ufak notlar aldım... ve tezgahın başına geçince ortaya aşağıdaki tarif çıktı.

Bu kurabiyeye çirkin diyenler de var, dağınık diyenler de. Ama ben tarifimin adını Perişan Kurabiye koydum.


Perişan Kurabiye
25 adet

2 adet yumurta
1 su bardağı pudra şekeri
125 gr tereyağı (yumuşak)
1/2 su bardağı zeytinyağı
4 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 tatlı kaşığı tarçın
1 çay bardağı fındık (iri kırıklanmış)
1 çay bardağı damla çikolata

* Yumurtaları ve pudra şekerini, el çırpıcısı ile çırpın.

* Tereyağını ve zeytinyağını ekleyip, pürüzsüz bir kıvam alana kadar çırpmaya devam edin.

* Un, kabarma tozu, vanilya ve tarçını bir kapta karıştırıp, eleyerek çırptığınız karışıma ekleyin.

* Çikolataları ve fındıkları ekleyin.

* Önce kaşıkla, tüm malzemeler karıştıktan sonra elinizle karıştırarak, ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edin (gerekirse yarım bardak kadar daha un ekleyebilirsiniz)

* Hamurdan küçük parçalar (iri ceviz büyüklüğünde) koparıp, şekil vermeden, yağlı kağıt yayılmış fırın tepsisine dizin.

* Önceden ısıtılmış 170 derece fırında, yaklaşık 20 dakika pişirin.

Not: Tereyağı yerine margarin, zeytinyağı yerine ayçiçekyağı, fındık yerine ceviz, damla çikolata yerine de dilediğiniz küçük doğranmış kuru meyveleri (üzüm, kayısı vs) kullanabilirsiniz.

24 Eylül 2014 Çarşamba

Bizim evin favori çorbası Yayla

Tam bir "çorbacı aile"yiz biz. İlkbahar, sonbahar ve kış aylarında, hemen hemen her gün çorba vardır soframızda. Hatta yazın bile, midemiz "çorba istiyorum" sinyali verince içeriz. Okullarla birlikte evde "okul düzeni" başlayınca, öğlen yemek için eve gelen Zeyno'nun yediği şey de genelde çorba olur.

Evet, zaman zaman yeni çorba tarifleri denerim ama hepimizin severek içtiği klasik çorbalarımız var: Tarhana, Yayla, Mercimek ve genelde pazar alışverişi yaptığım gün pişen Sebze.

Bugün öğlen de mis gibi Yayla Çorbası koktu ev. Hepimiz özlemişiz ki, birer tabak kesmedi, ikincileri de aldık. Yaşasın klasik çorbalar!


Yayla Çorbası
4 kişilik

1 kase (6-8 kaşık) yoğurt
2 çorba kaşığı un
1,5 litre su
1 çay bardağı pirinç
2 yemek kaşığı tereyağı
kuru nane
tuz

* Yoğurdu ve unu, azar azar su ekleyerek, pütürsüz olana kadar, tel çırpıcıyla iyice çırpın.

* Çırptığınız yoğurdu tencereye alıp, kalan malzemeleri ekleyin.

* Orta ateşte ve sürekli karıştırarak, kaynayıncaya kadar pişirin.

* Tencerenin kapağını kapatıp, pirinçler hafif şişene kadar, yaklaşık 15 dak. dinlendirin. Sıcak servis yapın.



3 Eylül 2014 Çarşamba

Sakız kokulu kek

Altın gününde, akşam oturmasında, mevlütte ya da sabah kahvesinde... Annem kendisine ikram edilen lezzetler arasında beğendiklerini, hemen oracıkta not alırdı birinci ağızdan dinleyerek... Ve arada bir, tarif dolu bu kağıt parçalarını temize çekme zamanı gelirdi. Bu görev de çoğu zaman benimdi... Defteri açar, yazmaya başlardım. Ve her tarifin yanına annemin notlarını düşerdim: Ayşe’nin Keki, Müzeyyen’in Çilekli Tatlısı, Berrin Hanım’ın poğaçası...

Bu akşam bizim evi mis gibi sakız kokusuyla dolduran kekin, benim notlarımdaki adı da Nükhet’in Keki. Çünkü beni Dr. Oetker’in sakızlı vanilyasından haberdar eden de, bu kekin tarifini veren de o.



Sakızlı Kek (Nükhet'in Keki)
3 yumurta
1 su bardağı toz şeker
2 su bardağı un
1 su bardağı süt
1/2 su bardağı sıvı yağ
1 paket kabartma tozu
1 paket sakızlı vanilya
* Yumurtaları bir kaba kırıp, şekeri ilave edin. Orta devirli mikserle, şekerler eriyip, karışım hafif kabarana kadar, yaklaşık 4-5 dakika çırpın.
* Un, kabartma tozu ve vanilyayı ekleyip, malzemeler birbirine karışana kadar, yaklaşık 1-2 dakika çırpın.
* Sütü ve sıvı yağı ekleyip, malzemeler birbirine iyice karışıp, pürüzsüz bir kıvam alana kadar, yaklaşık 3-4 dakika çırpın.
* Kalıbınızı sıvı yağla yağlayıp, hamuru dökün. Önceden 170 derecede ısıtılmış fırında, ortasına batırdığınız kürdan temiz çıkıncaya kadar, yaklaşık 45 dakika pişirin.
* Fırından çıkarıp, oda sıcaklığına gelene kadar dinlendirin. Kalıptan çıkarıp, soğuduktan sonra dilimleyerek servis yapın.

15 Ağustos 2014 Cuma

Menemen denklemi


Her sene domates konservesi yaparım. O seneki enerjime ve bana yardım edeceklerin sayısına göre 30 ya da 40 kilo domatesten. Bu seneki konserve seansını da tatil sonrasına bırakmıştım. Ama dün komşularla içilen öğlen kahvesinde, uygun domates bulursak menemenlik yapma kararı alınca, akşamüstü soluğu Altınova pazarında aldık.

Dönüşte 15 kilo domates ve 1 kilo çarliston biber mutfak tezgahının üzerinde beni bekliyordu. "Erken kalkan yol alır" diyerek, akşam yemeğinin ardından koyuldum işe. Geceyarısı yaklaşırken, sos dolu kavanozlar tepetaklak dizilmiş, bir tencere domates suyu dolaba kaldırılmıştı...

Menemen Konservesi
yaklaşık 25 kavanoz (350 gr'lık)

15 kg domates
1 kilo çarliston biber
1 çay bardağı zeytinyağı
temiz kavanozlar

*Domatesleri ve biberleri yıkayıp, bir süzgeçe alın.

*Domateslerin kabuklarını soyup, küp küp doğrayın.

*Biberlerin çekirdeklerini temizleyip, ince doğrayın.

*Zeytinyağını tencereye alıp, biberleri ekleyin. Orta ateşte ve ara ara karıştırarak 5-10 dakika kavurun.

*Domatesleri ekleyin. Kaynamaya başlayana kadar yüksek ateşte, sonra orta ateşte, ara ara karıştırarak yaklaşık 15 dakika kaynatın.

*Hazırladığınız menemenlik sosu sıcak sıcak kavanozlara doldurun. Kuru bir bez yardımıyla kavanozların kapaklarını sıkıca kapatıp, ters çevirin.

*Soğuyana kadar dinlendirip, kavanozlarınızı düz çevirerek, serin ve ışık almayan bir yerde saklayın.

Not 1: Eğer armut domates kullanıyorsanız, yıkadığınız domateslerin üzerine kaynar su döküp, bir süre bekletirseniz, kabuklarını çok kolay ve incecik soyabilirsiniz.

Not 2: Küp küp doğradığınız domatesleri, altına büyükçe bir kap koyduğunuz bir süzgeçe koyarsanız, fazla su alttaki kapta toplanacaktır. Böylece hem sosunuz çok sulu olmaz hem de biriken domates suyunu çorba yapımında kullanabilirsiniz.

Not 3: Sıcak sosla doldurduğunuz kavanozları ters çevirmemizin nedeni, kapağının vakumlanması. Kavanozlar soğuyup, düz çevirdiğinizde kapakları elinizle kontrol edin. Hafifçe içeri çökmüşlerse, sıkıca tutmuşlar demektir. Eğer tutmayan kapak olduğunu düşünüyorsanız, bu kavanozu boşaltın çünkü kış boyunca dayanmayacaktır.

Not 4: Biber miktarını damak zevkinize göre arttırabilirsiniz.




10 Ağustos 2014 Pazar

Tembel Pazar kahvaltısı

Günlerden Pazar'sa ve sen çok geç uyanmışsan... Kahvaltın aynı zamanda öğle yemeği yerine geçecekse ve sen basit ama lezzetli bir sofra hazırlamak istiyorsan... bir Pazar sabahı klasiği olan peynirli-yumurtalı ekmeği yapma zamanı gelmiş demektir.

Ben çocukken, sık sık yapardı annem bu ekmekleri. Kimi zaman hafta sonu kahvaltısı için kimi zaman da benim ısrarımla beş çayının yanına. Bir peynir düşkünü olarak hala en sevdiği lezzetlerden biridir. Ama artık kendi mutfağımın yöneticisi olduğumdan, annem gibi ısrar etmek yerine, kızımın isteğini yerine getirip, annemin doğradığı bol maydanozun yerine kekik koyuyorum ben.

Özellikle bayat ekmekleri ve kalmış peynirleri değerlendirmek için de bu tarif biçilmiş kaftan!


Yumurtalı-Peynirli Ekmek 
4 kişilik

8 ince dilim ekmek
2 yumurta
250 gr beyaz peynir
Kuru kekik (veya taze)
1-2 çorba kaşığı zeytinyağı

* Peynirleri çıkur bir kaba alıp, çatal yardımıyla parçalayın.

* Yumurtaları, zeytinyağını ve kekiği peynirlere ekleyip, yine çatal yardımıyla iyice karıştırın.

* Hazırladığınız peynirli karışımı ekmek dilimlerinin üzerine paylaştırıp, ekmekleri bir fırın tepsisine dizin.

* Önceden ısıtılmış 200 derece fırında, üzerleri kızarıncaya kadar, yaklaşık 20 dak. pişirin.

Not 1: Arzu ettiğiniz çeşit ekmek türünü kullanabilirsiniz. Bayatlamış ekmeklerinizi de bu tarifte kullanabilirsiniz.

Not 2: Beyaz peynir yerine, dolabınızda kalan başka peynir çeşitlerini kullanabilir veya birkaç çeşit peyniri karıştırabilirsiniz.

Not 3: Ekmek dilimlerini dizmeden önce tepsiye yağlı kağıt yayarsanız, eriyip tepsiye akan peynirleri temizleme derdinden kurtulmuş olursunuz.